Yanımda olduğunu varsaydığım hiçbir anda yanımda yoktun tıpkı şimdiki gibi. Bir şeyler sırf siz istediğiniz için olmaz ve sırf isteğim için olmamışlığın çok. Bana çok şeydin aslında ben sana hiçbir şeyken. Senin yerin çoktu bende en başından bu oturduğumuz yere kadar, sende belki de hiç başlamamış bi iç çekişken.
Ben konuştum, sen sustun. Ben konuştukça sussaydın çıtımı bile çıkarmazdım. Ben susarken de sen sustun. Konuşmamak için yemin etmiş gibi bi halin vardı ki çok az şeye sadık kalırdın. Bu çok az şeye dahil olamamanın hüznü bana sustukların kadar.
Sevmediğim ot burnumun dibinde bitirdi ve her defasında onları sen sulardın. Tıpkı bu sevmediğim eski hissi, tozlu raflarında bulup önüme koyuşun gibi. Hiç tereddüt etmedin, etmedim. Acısını bildiğim bi hissi önceden tatmamışçasına yudumladım ve sana güvenip sanki hiçbir şey olmayacak gibi alıp onu koydum kalbime. Tozuyla hiç silmeden. Daha ne kadar mikrop kapabilirdi ki açılan o yaralar. Böyle düşündüm ve alıp onu açtığın en derin yaranın ayak ucuna koydum. Ondan sonra kalbimin her atışında öldüm.
Biri yine o hissi önüme koydu ve o his yine aynı noktadan kalbimi parçalara ayrıldı ve o biri daha bunu umursamadan hayatımdan sıyrıldı. Sıyrıklarla atlatan birinin yanında ölenin lafını yapmak hep bana düştü. Bende tuttum.
O son istasyondu ve sen yanımda yoktun. O son hissedişti ve ben bu sefer doydum. O son kişiydi ve sonunda öldüm.