2 Mayıs 2020 Cumartesi

Notlarda Zamansız Karşılaştım Bu Yazıyla, Saat Henüz 01.18

Her şeyin bambaşka olmasını diliyordum, saat henüz 03.06’ydı. Soluğu içime çekerken kalbim çıkacak gibi atıyordu çünkü soluğunu duyuyordum. Şurada işte, başucumda. Gözlerin kapalıyken bile çok güzel bakıyordun, ki zaten seni sevmeye kirpiklerinden başlıyordum hep. Bilmiyorum kalbim yanımda olduğun her an çok hızlı atıyordu, öptüğün zaman daha da. Vapurun en üst katında sana sarılırken omzuna yaslanıp boğaza baktığımda daha da.

Zamanın yanındayken durmasını hep çok isterdim, bilirsin. Bu kez daha da çok istiyordum, hiç geçmesin diye dualar ederken öyle güzel uyuyordun ki, saat henüz 04.33’dü. Bir gün sonra her şeyin hiç istemediğim gibi olacağını bilmek çok uzun bir geceymiş. Ama gün 21 Aralık değil, 16 Şubat. Sırtını bana dönerek uyuduğunda biraz içim burulurdu. Çocukça küskünlüklerim olurdu içimde ufak hareketlerine bile, seni sevmek benim en hassas yanımdı çünkü. Uyurken ensenden öptüm, barıştık.

Acıdan ağladığım geceleri ve yanımda uyuduğun geceleri anımsıyorum, seni çok özlediğim için uyuyamadığım ve yanımda uyuduğun için uyumak istemediğim geceleri. Gecenin sabaha kavuşması için yalvardığım günler vardı zaman hiç akmıyormuş gibi gelirdi. Şimdi zaman alacaklı gibi hızla sabaha doğru ilerliyor. İzafiyet teorisine bir kere daha yüzünü izlerken çok sinirlendim, saat henüz 05.45’di. O gün yaşadığın son gün olduğunu bilsen ne yaparsın dediklerinde kendimi hep yanında hayal ediyordum. Yanında olduğumda da hep o günün yaşadığım son gün olduğunu. Bunu bir dilek mi yoksa hayal mi olarak tasvir ediyordum karar veremiyorum. Ama keşke bugün son günüm olsa. Bu bir dilekti. 

Seninle geçirdiğim her günün ertesi sana veda ettiğim gün olacağı için sancılarım hep diriydi, sadece bir kere sana geldiğim gün arada veda olmasın çok isterdim. Bu gece uykulu yüzüne bakarken de Allahtan bunu diledim, saat henüz 06.28’di. Uyandırıp seninle konuşmayı istiyorum. hiç susmadan, susturmadan seni dinlemeyi. Bir gün sonra sesini duyacağım günler hep sınırlı olacak. Belki de hiç olacak. Seni uyandırmıyorum ama yanındayken sustuğumuz her ana çok kızıyorum. Daha çok konuşsak, daha çok şey paylaşsakta yetmeyecekti ama bir kelime daha fazla sesini duysaydım diyorum. Bana senden geriye onlar kalacak dargınlığımı aşamıyorum. Uyurken dudağından öptüm, onunla konuştuk, barıştık.

Uyku arasında dönüp sarıldığında hissettiklerimi anlatabilmeyi çok isterdim, kelimesi olsaydı şayet. Elini tutup öptüm, sarılışına teşekkür eder gibi saat henüz 07.12’ydi. Uykuya direnmek istiyorum ve uyandığımda saatin hiç geçmemiş olmasını. Bir döngü var kafamda sonsuza dek sürsün diye içimden her gün kırk kere tekrarladığım. “Öperek uyanalım, kahvaltı yapıp hazırlanırken atışalım, sen saçımı kurut ben o sırada makyajımı yapayım, gezip dolaşırken gülüşmelerimiz hiç solmasın, Kadıköy sahili hiç unutmayalım, eve yorgun argın dönüp o yatağa tekrar beraber girip yine aynı sabaha uyanalım.” 

Uyanıkken gördüğüm rüya, uyuduğumda gördüğümden hep daha güzel yanındayken. Gözlerim yavaşça kapanırken öpüyorum sayısız kere parmaklarından ve avuç içlerinden, artık saat 08.05. Sabaha gözlerimi son kez yanında açacağım. Bu gerçeklik kabullenmek istemediğim kadar ağır. Kalbimin hep seni çok seveceğini bil, demiştim sana. Kalbimi, şu an burada, İstanbul’da, yanında ve yatağında sana bırakarak gideceğim, bil istedim. Bir daha hiçbir şeyin bu kadar güzel yaşanmayacağını biliyorum, seninle en güzellerini yaşadım çünkü, demişti sana. En güzel günleri buraya bırakıp gidiyorum ama bir ömrün en güzellerini sana vermek beni hep gülümsetti, bunu da bil istedim. Çok acı çektik, çok yorduk birbirimizi, korkuyorum sonumuzun çok beter olmasından, demiştim sana. Korkum ve acılarım birbirine denk, seninle ölesiye olmak istiyorum ama seninleyken de acıdan öldürüyoruz birbirimizi. Gözlerine bakıp diyemedim ama sancılı tüm ölümleri bile güzelleştirir seninle bir ömrü geçirmek, bil istedim. 

Seni sevmek bir gece yarısı yanında uyurken tüm sabahları yer yüzünden silmek istemekmiş. Ben her gece yarısı seni çok seviyorum. 

30 Ekim 2018 Salı

30.10.2018

Yapma, onları sorma. 
Bana tutundular; kırıldım.  
Tüm dayattıklarına dayandım, bu semanın altında bir korkuluk kadar dik ve yalnızdım.
Yapma, ne olur sorma onları, onlar cevapsızım. 
Ve bilhassa içimden söküp attığım.
Tereddütsüz yaktığım.
Her yalnızlıklarında aradılar, her aradıklarında yalnızdım.
Çünkü ben bu semanın altında bir korkuluk kadar dik ve işte eni konu;
Bir şeyim yokmuş gibi durmak ve her şeyim varmış gibi kollarımı açmaktı tek maharetim.
Durduğum yerde tökezleyen yürüyüverirdi
Arsızlar uslanır, dünkü bacaksızlar ayaklanırdı
Herkes devam etti ben öylece kalakaldım
Çokça zamanlar önce, tevatüre göre 
Şifa verir, başıma bela alırdım
Ama şu kadar koymazdı bana inanır mısın,
Şu zamanı, herkese herkes gibi davrandığım zamana dokundurtmadım.
Madem illa ki bir dram arıyorsun geçmiş karşıma.
Erkekler pek sever kurcala dünü, sonra dağıttığını toplarsın
Mazi bu ya, sanki kendin ilk kez benimle var olmuşcasına
Alırım geçmişimi arkama, koyarım önüne ama ben neleri sildim attım nelerle doydum bak nelere tokum 
Sen kendine bunları yedirebilecek misin 
Sen sana bunca inanmışlığımı sindirebilecek misin
Bu semanın altında bir korkuluk kadar dik durabilecek misin, oturduğun yerden üstelik
Ben gocunmam çünkü bu semanın altında daima bir korkuluk kadar dik ve yalnızdım
Onların değerlerini yargılamazdım fakat onlar muhakkak bir yargıda bulundular değer verirken.
Boyun eğmezdim hiçbirine çünkü bu semanın altında bir korkuluk kadar dik ve anla artık;
yapayalnızdım. 
Yüzlerine de bakmazdım çünkü kayıtsız ve kayıptım.
Elim tutar, hissetmez benim 
Ben herkese, herkes gibi davrandım
Seni herkesten sıyırdım
Hepsine aynı muameleyi yaptım
Sana iyiyi de kötüyü de bambaşka yaptım
Onlar niyesiyle ilgilenmezdi ki hiç, sonuca bakarlardı
Ben bir sonuç değildim, ben her şeyin müsebbibiydim
Onlara sorsan yeri yerinden oynatırdı der, yalan
Onlar ne bilsin yerini
Gözüm bakar, görmez ama yine de önümde hünerlerini sergilerlerdi.
Köşe bucak kaçar saklanır, aramasam da beni bulur ama hiçbiri hiçbir zaman hiçbir sonuç alamazdı
Ağzım açar, dilim dönmez söyleyemezdim
Dilimi bi sana döner bi sana söylerdim
İyiyi de kötüyü
Ağzım açar, dilim dönmez soramazdım
Dilim bi sana döner bi sana sorardım
İyiyi de kötüyü de 
Vaziyet ortada, ben ortadaydım.
Ama niye demli olana, koyusunu açığını kaçığını saklamayana, rengi olana
Şöyle ya da böyle bir çizgisi olana niye farklı davranarak herkes gibi hissettirirlerdi
İyi ya da kötü olan diyemem, onlar gibi olmayandım ben
Çünküsünü biliyorsun.
Çok sordular, sorgulamadım
Herkese herkes gibi davranırken
Bu arpaları, bahçeyi, her dönümünü korudum kolladım
Ne toprağı ekine küstürdüm
Ne de bir günden bir güne ekinimi kargalardan birine yem ettim
Sen o ekinsin.
Fakat daha kötüsü kuruttu beni
Esirgediğim koruduğum ne varsa gençliğim pahasına
Bir arpa boyu yol alamadım koca arpa tarlasında
Yalvarırım artık hiçbir şey sorma,
Sen, “sen her şeyi biliyorsun” demeye getiriyorsun 
Her şeyi biliyor olmak insanı nasıl hırpalıyor peki
Sen bunu biliyor musun
Karacahil gibi rahat rahat konuşamıyorsun
Bilmeyeni incitmekten korkuyorum, seni üzmekten
Sen her şeyi bilirken susmak
Seni üzmekten dehşetli korkmak ne demek 
Sen bunu biliyor musun
Çünkü bu semanın altında ben varya, bir korkuluk kadar dik ve kök söktüren
Erkekler hep inkâra, kadınlar kabullenmeye hazırken
Sen de açık sandığın yere saldırırken bende
Sen sadece ‘sanardın’ çünkü içinde
O dram diye gördüklerinin için için hayalin olduğunu biliyorum
Bu hayalin içinde bi sen yaşıyorsun, peki sen bunu biliyor musun
Sahi sen neyi biliyorsun
Ama nolur bil artık.
Ben seni bi geçmişi tek celsede silecek kadar çok.
Yine de ben o geçmişi bugünüme referans almıyorum
Ama çok istersen her şeyi öğrenmek
O mazide birbirinden ağır toplar vardı.
O maziyi gömdüm, gözümü kırpmadım. 
Sana yangınsın ama bile bile yanıyorum
Sen yangın olduğuna yanarsın 
İçin için yanarsın
Yanma işte, sen içimde körüklemekte bıkmadığım o yangınsın
Ne olur anla.
Bana onları sorma artık yeter
Şükret uzlaşamadık da sana kısmet oldum
Kader bizde nasip olmayana derler
Sen şimdi kalkmış beni mi kırmaya çalışıyorsun
Ben ki bu semanın altında yedi kat gökleri yere çaldım
Senin anlamadığın ve öncellikle kabullenemediğin şu
Ben kendimi törpülemedim, beni rahatsız eden o tırnağı söküp attım. 
Ne olur anla.
Evcilleştirdim kendimi, bunu fark edemediler 
O sadakatsiz, acıtınca zevk alan biri yok içimde artık nicedir
Ben tertemizim, bunu ben bizzat biliyorum.
Duruşum baki, çünkü ben bu semanın altında bir korkuluk kadar dik ve yalnızım.
Sen şimdi beni, bana mı kırdıracaksın.
Biraz kırılınca bıçak gibi bileniyorum, yapma bana bizi harcatma.
Varsay ki kaplan, terbiyecisini yiyor.
Neden,
Çünkü alanına giriyorlar. 
Ama gerek var mı bunlara
Ne olur anla.
Bana hiçbir şey sorma, yeter.
Sende bil,
Eninde sonunda her insan bir gün aslına rücu eder.

22 Haziran 2015 Pazartesi

Düşüncede salıncak

Düşünmeye başladığım zamanlarda kendimi hep içimdeki salıncakta otururken buluyorum. Bazen de gidip bi salıncakta oturup düşünmeye başlıyorum, belli olmuyor hayatımdaki çoğu şey gibi. 
Yine içimdeki bi salıncakta oturuyorum, yanımda bi yabancı ama sesi tanıdık. Zaten suratına da bakmıyorum. Gözlerim sahile kilitlenmiş şekilde, onun üzerindeki yansımaları ve ışıkları izliyorum. Arada bi gökyüzüne kaldırıp başımı içime çektiğim dumanı üflüyorum, çoğu kez belki aynı anda havaya duman bırakırız da birleşir umuduyla yaptığım gibi. Kalan son umutlarımdan biri.
Olmayışını anlatıyorum kendime ve yanımda hiç ses çıkartmadan beni izleyip dinleyen kişiye. Ona bakmıyorum ama sigarasını nasıl acıyla içine çektiğini görebiliyorum. Belki denizden yansıyan bi acı. Ne çok acılar görmüştür bu deniz diye düşünüyorum. Kaçını içine hapsetmiştir, kaçını yutmuş ve artık taşmıştır. 
Şimdi diyorum geri dönse ne yaparım? Bunu düşünüyorum. Önceleri bu soruya bi saniye bile düşünmeden affederim tabi derdim. Çünkü düşünmezdim. Affetmek büyüklüktür diyor birisi ne münasebet, beni kırdığı kalbimin parçaları canıma bata bata büyüttü  ne münasebet. Ona içimin bütün acısıyla geldiğimde beni uçurumun kıyısından o itti. O uçurumun her taşını gördüm, çarpa çarpa en dibe kadar geldim ben. Şimdi o uçurum kenarına gelip elini uzatsa, elimi dahi kaldıracak gücüm yok, zaten buna istediğim de yok. Eğer hala bi şeylere devam etsin isterse, o uçurumdan atlasın çarptığı her taşta yaşattığı acıyı kendi yaşasın. Bütün darbelere rağmen devam edebilecekse, ben yeniden doğmaya hazırım.  
Susuyoruz,  aynı anda gökyüzüne bıraktığımız duman birleşip havaya karışıyor. Bir müddet onu izliyoruz. Sessizliği dalganın taşlara çarpışı bozuyor. Bak bi acıyı daha taşırdı deniz. 
Her dumanda azalacak olsa şu acı ciğerim sökülene kadar içerim diyorum, kalbin sökülmesinden iyidir. Ve içimde sevdiğine dair en ufak bi inanç olsaydı bu salıncakta elimde kalbimle oturmazdım. 

23 Mayıs 2015 Cumartesi

Hissin son dokunuşu

Bi yerde oturduk. Aslında orada sadece ben vardım ama oturduk. Eskiden tanışıklığım olduğu bi hisle ve olmaktan korktuğum bir yerde. Eskiden beri sevmediğim bir hisle tekrar bi yerde kesişmenin verdiği bi korku. 
Yanımda olduğunu varsaydığım hiçbir anda yanımda yoktun tıpkı şimdiki gibi. Bir şeyler sırf siz istediğiniz için olmaz ve sırf isteğim için olmamışlığın çok. Bana çok şeydin aslında ben sana hiçbir şeyken. Senin yerin çoktu bende en başından bu oturduğumuz yere kadar, sende belki de hiç başlamamış bi iç çekişken. 
 Ben konuştum, sen sustun. Ben konuştukça sussaydın çıtımı bile çıkarmazdım. Ben susarken de sen sustun. Konuşmamak için yemin etmiş gibi bi halin vardı ki çok az şeye sadık kalırdın. Bu çok az şeye dahil olamamanın hüznü bana sustukların kadar. 
Sevmediğim ot burnumun dibinde bitirdi ve her defasında onları sen sulardın. Tıpkı bu sevmediğim eski hissi, tozlu raflarında bulup önüme koyuşun gibi. Hiç tereddüt etmedin, etmedim. Acısını bildiğim bi hissi önceden tatmamışçasına yudumladım ve sana güvenip sanki hiçbir şey olmayacak gibi alıp onu koydum kalbime. Tozuyla hiç silmeden. Daha ne kadar mikrop kapabilirdi ki açılan o yaralar. Böyle düşündüm ve alıp onu açtığın en derin yaranın ayak ucuna koydum. Ondan sonra kalbimin her atışında öldüm.  
Biri yine o hissi önüme koydu ve o his yine aynı noktadan kalbimi parçalara ayrıldı ve o biri daha bunu umursamadan hayatımdan sıyrıldı. Sıyrıklarla atlatan birinin yanında ölenin lafını yapmak hep bana düştü. Bende tuttum. 

O son istasyondu ve sen yanımda yoktun. O son hissedişti ve ben bu sefer doydum. O son kişiydi ve sonunda öldüm.