Her şeyin bambaşka olmasını diliyordum, saat henüz 03.06’ydı. Soluğu içime çekerken kalbim çıkacak gibi atıyordu çünkü soluğunu duyuyordum. Şurada işte, başucumda. Gözlerin kapalıyken bile çok güzel bakıyordun, ki zaten seni sevmeye kirpiklerinden başlıyordum hep. Bilmiyorum kalbim yanımda olduğun her an çok hızlı atıyordu, öptüğün zaman daha da. Vapurun en üst katında sana sarılırken omzuna yaslanıp boğaza baktığımda daha da.
Zamanın yanındayken durmasını hep çok isterdim, bilirsin. Bu kez daha da çok istiyordum, hiç geçmesin diye dualar ederken öyle güzel uyuyordun ki, saat henüz 04.33’dü. Bir gün sonra her şeyin hiç istemediğim gibi olacağını bilmek çok uzun bir geceymiş. Ama gün 21 Aralık değil, 16 Şubat. Sırtını bana dönerek uyuduğunda biraz içim burulurdu. Çocukça küskünlüklerim olurdu içimde ufak hareketlerine bile, seni sevmek benim en hassas yanımdı çünkü. Uyurken ensenden öptüm, barıştık.
Acıdan ağladığım geceleri ve yanımda uyuduğun geceleri anımsıyorum, seni çok özlediğim için uyuyamadığım ve yanımda uyuduğun için uyumak istemediğim geceleri. Gecenin sabaha kavuşması için yalvardığım günler vardı zaman hiç akmıyormuş gibi gelirdi. Şimdi zaman alacaklı gibi hızla sabaha doğru ilerliyor. İzafiyet teorisine bir kere daha yüzünü izlerken çok sinirlendim, saat henüz 05.45’di. O gün yaşadığın son gün olduğunu bilsen ne yaparsın dediklerinde kendimi hep yanında hayal ediyordum. Yanında olduğumda da hep o günün yaşadığım son gün olduğunu. Bunu bir dilek mi yoksa hayal mi olarak tasvir ediyordum karar veremiyorum. Ama keşke bugün son günüm olsa. Bu bir dilekti.
Seninle geçirdiğim her günün ertesi sana veda ettiğim gün olacağı için sancılarım hep diriydi, sadece bir kere sana geldiğim gün arada veda olmasın çok isterdim. Bu gece uykulu yüzüne bakarken de Allahtan bunu diledim, saat henüz 06.28’di. Uyandırıp seninle konuşmayı istiyorum. hiç susmadan, susturmadan seni dinlemeyi. Bir gün sonra sesini duyacağım günler hep sınırlı olacak. Belki de hiç olacak. Seni uyandırmıyorum ama yanındayken sustuğumuz her ana çok kızıyorum. Daha çok konuşsak, daha çok şey paylaşsakta yetmeyecekti ama bir kelime daha fazla sesini duysaydım diyorum. Bana senden geriye onlar kalacak dargınlığımı aşamıyorum. Uyurken dudağından öptüm, onunla konuştuk, barıştık.
Uyku arasında dönüp sarıldığında hissettiklerimi anlatabilmeyi çok isterdim, kelimesi olsaydı şayet. Elini tutup öptüm, sarılışına teşekkür eder gibi saat henüz 07.12’ydi. Uykuya direnmek istiyorum ve uyandığımda saatin hiç geçmemiş olmasını. Bir döngü var kafamda sonsuza dek sürsün diye içimden her gün kırk kere tekrarladığım. “Öperek uyanalım, kahvaltı yapıp hazırlanırken atışalım, sen saçımı kurut ben o sırada makyajımı yapayım, gezip dolaşırken gülüşmelerimiz hiç solmasın, Kadıköy sahili hiç unutmayalım, eve yorgun argın dönüp o yatağa tekrar beraber girip yine aynı sabaha uyanalım.”
Uyanıkken gördüğüm rüya, uyuduğumda gördüğümden hep daha güzel yanındayken. Gözlerim yavaşça kapanırken öpüyorum sayısız kere parmaklarından ve avuç içlerinden, artık saat 08.05. Sabaha gözlerimi son kez yanında açacağım. Bu gerçeklik kabullenmek istemediğim kadar ağır. Kalbimin hep seni çok seveceğini bil, demiştim sana. Kalbimi, şu an burada, İstanbul’da, yanında ve yatağında sana bırakarak gideceğim, bil istedim. Bir daha hiçbir şeyin bu kadar güzel yaşanmayacağını biliyorum, seninle en güzellerini yaşadım çünkü, demişti sana. En güzel günleri buraya bırakıp gidiyorum ama bir ömrün en güzellerini sana vermek beni hep gülümsetti, bunu da bil istedim. Çok acı çektik, çok yorduk birbirimizi, korkuyorum sonumuzun çok beter olmasından, demiştim sana. Korkum ve acılarım birbirine denk, seninle ölesiye olmak istiyorum ama seninleyken de acıdan öldürüyoruz birbirimizi. Gözlerine bakıp diyemedim ama sancılı tüm ölümleri bile güzelleştirir seninle bir ömrü geçirmek, bil istedim.
Seni sevmek bir gece yarısı yanında uyurken tüm sabahları yer yüzünden silmek istemekmiş. Ben her gece yarısı seni çok seviyorum.